Daha iyi bir deneyim için lütfen tarayıcınızı CHROME, FIREFOX, OPERA veya Internet Explorer'a değiştirin.
İlahi aşka giden yol bazen dünyevi aşktan geçer. ’Hiçbir sır, gizli kalmaz.’

İlahi aşka giden yol bazen dünyevi aşktan geçer. ’Hiçbir sır, gizli kalmaz.’

Yirmi beş yılı aşkın bir süredir gazetecilik yapan yazar Pınar Çelikel’in üçüncü romanı ‘YA BİR BULUTSAN’ sırların kuşaklar sonra da ortaya çıktığını vurgulayan bir aile hikayesi. Artemis Yayınları’ndan çıkan kitap okuru Moda’dan İskenderun‘a oradan Tebriz‘e sanal bir yolculuğa çıkarıyor aynı zamanda.

Farklı yaşamlardan kadın hikayelerini konu eden romanlar yazan Pınar Çelikel’in üçüncü romanı yine bir kadını anlatıyor: 23 yaşına önemli kayıplar yaşayarak giren, İskenderunlu Rânâ’nın aile sırlarına ve kendine doğru yaptığı yolculuğu konu alıyor.

Herkesin hayatının bir döneminde kendine sorduğu, “Nerden geldim?, nereye gidiyorum? ve neden ben?” sorularının peşinden giden bu genç kızın aile geçmişinde bulduğu yanıtlar onu mimarlık öğrencisi olduğu İstanbul‘dan hiç tahmin etmediği bir yere, Tebriz’e götürüyor.Üstelik bu arayış başka dünyanın eşiğinde Rânâ’ya hiç beklemediği bir yol arkadaşı kazandırıyor.

“Hiçbir sır gizli kalmaz!” Yazar Pınar Çelikel, bunu şöyle anlatıyor: “En kısa haliyle, ‘geçmiş bir ailenin peşini bırakmaz,’ diyebiliriz. Ya da fiziksel özellikler kadar ruhsal özelliklerin ve yaşanmışlıkların da genetik kodlarla kuşaktan kuşağa aktarıldığını varsayabiliriz. Buna yarım kalan aşklar da dahil! Hani, büyüklerin bir deyişi vardır: “Dedesi üzüm çalmış, torununun dişi kamaşmış.” Onun gibi bir şey. Rânâ’nın hikayesi buradan yola çıkıyor. Sonrasının ne kadar doğru, ne kadar mistik olduğu okura kalmış.

Romanın en can alıcı, ilgi uyandırıcı bölümü Tebriz. Çok bilinen, herkesin “Aaaa ben de gördüm,” diyebileceği bir destinasyon değil… Ama kitapta önemli bir rolü var. Özellikle Şah Gölü Parkı ve Rûmi ile Şems’in karşılaştığı sokak çok ilgi çekici. Yazar İran‘ın kendisi için önemini şöyle anlatıyor: “İran benim için önemli. İlk kez yedi yıl önce gitmiştim. Önyargılarım vardı, herkes gibi. Başörtüsünün bir zorunluluk olmasına sinir olarak gittim mesela. Diğer yandan tarihi, kültürü ve inançlar hakkında çok okumuştum. Kesinlikle gözlerimle görmem gerekiyordu. Şiraz, İsfahan, Yezd, Kum, Tahran’da beklediğimden çok daha fazlasını buldum. En sevdiğim şehirler listesinde Şiraz ve İsfahan ilk sıralara yerleştiler. Harika arkadaşlar edindim. Gidiş gelişler başladı. O seyahatte Tebriz eksik kalmıştı. Sonrasında sadece Tebriz için gittim İran’a. Dolaşmaya, vakit geçirmeye, iyice anlamaya… Orayı daha da çok sevdim. Aradığım pek çok cevabı buldum. Gitmeye de devam ediyorum. Artık turist değilim, misafirim.”

Günümüzde pek bilinmeyen ve konuşulmayan bir İran tarihi de var romanda. “Devrim’den önce Paris gibiydi sokaklar,” klişesinin ötesinde bir tarih. Biraz daha eskilere gidiyor Çelikel hikayesinde ve bugünle bağlar kuruyor. Okurda da daha fazlasını bilme ve araştırma isteği uyandırıyor. Mesela Rûmi ile Şems’in Tebriz’de karşılaştığı sokak gerçek mi? gibi sorular ile kitap bitse bile okurun aklı bu hikayede kalıyor.

Arka Kapak

Hayattaki en önemli şeyler çoğu zaman bitti derken başlayanlardır. En ısıtangüneş, karanlığın ardından doğan, en umutlandıran kişi, düşerken kaldırandır. Rânâ, hayatındaki en önemli insanların kaybıyla sendelerken tutunacak bir dal, yaslanacak bir duvara ihtiyaç duyuyordu. Ailesi, arkadaşları vardı elbette ama onu ayağa kaldıracak esas kişi kendisiydi.

Peki kimdi gerçekte Rânâ?

Hayatta kendi yolunu çizmeye çalışan bu gencecik kızın amacı neydi ve yüreğini aydınlatacak gücü nereden bulacaktı?

Hiç beklemediği bir anda ellerinden kayan babaannesinin bir ömrü saklayan çekmecelerinde bulduğu birkaç mektup, onu geçmişin gizli kalmış sırlarına götürdü. Ailesinin içinde tekrar eden bir kader mi vardı? Rana’nın içindeki düğümü, babaannesinin aslında herkesten gizlediği geçmişi mi çözecekti? Üstelik sararmış mektuplar ve fotoğraflarla peşine düştüğü bu geçmiş masalı, onu uzaklara, ta İran’a götürecek, bir başka dünyanın eşiğinde ona hiç beklemediği bir yol arkadaşı kazandıracaktı.

İskenderun’un deniz kokan yollarından Tebriz’in şiir, sanat, tarih dolu masalsı sokaklarına uzanan yolculuğunda ailesinin geçmişini, kendi hayat amacını, geleceğinin yol haritasını keşfeden bir genç kızın hikâyesi…

Yazar hakkında

1978 Tekirdağ, Çorlu doğumlu. Babasının ve annesinin memuriyetleri nedeniyle sırasıyla Tekirdağ, Hatay, Kars ve İstanbul’da okula gitti. İstanbul Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü’nü 1999’da bitirdi. Üniversitenin ilk sınıfında Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin Kültür-Sanat servisinde çalışmaya başladı. Gazetecilik yaptığı 25 yılın; 9 yılını günlük gazetelerde, 3 yılını bir yayınevinde, (Kısa bir süreyi bir sanat galerisinde ve bir plak şirketinde) bir diğer 9 yılını da dergilerde geçirdikten sonra artık 4 yıldır, JOURNAL isimli kendi içerik ajansının ortağı. İlk romanı Haziran 2017’de 35 ÇOK GÜZEL GELSENE ismiyle Artemis Yayınları’ndan çıktı. Yakın zamanda bu kitap StoryTel’de oyuncu Pınar Altuğ tarafından seslendirildi. İkinci romanı KENDİMİ ARARKEN SENİ BULDUM Ekim 2018’de yayınlandı.Üniversitelerin iletişim fakültelerinde medya ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor.Ayrıca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Eski Yunan Dili Edebiyatı öğrencisi. Günlük yazılarına, öykülerine pinarcelikel.com dan ulaşabilir, Instagram’dan pinarcelikell adıyla takip edebilirsiniz.

yorumunuzu bırakın

Üst Mobilde Kullan
Mobilde Kullan